PRATİK BİLGİLER

Alerji ve Deodorant
Deri allerjik reaksiyonlardan fazlaca nasibini alan bir organdır. Deride en sık rastladığımız allerjik reaksiyon, allerjenin temas ettiği lokalizasyonlarda ortaya çıkan egzema tarzı reaksiyonlardır. En sık deri reaksiyonlarına neden olan maddeler, parfüm, deodorant, sabun, deterjanlar gibi hepimizin sık kullandığı çevresel maddelerdir. Derimiz temas ettiğimiz bu maddelere karşı zaman içinde duyarlılık geliştirerek kızaran, sulanan, kabuklanan ve kaşınan egzema dediğimiz oluşumlara maruz kalabilir. Tüm allerjilerde olduğu gibi tedavideki en temel prensip allerjenin yaşantımızdan uzaklaştırılmasıdır. Deride oluşan klinik bulgular lokal ilaçlarla kolayca tedavi edilebilir. Ancak allerjen yaşamımızdaçıkmamış ise egzema reaksiyonları sık aralıklarla ve şiddeti giderek artan şekilde tekrarlar.
 
Kaynak: Prof.Dr. Nesil Keleş, Prof. Dr. Reha Baran
              http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/370613.asp
Sağlıklı Anne Sütü İçin Organik Deodorant Kullanılmalı

Özellikle annelerin sentetik kokulu ürünlerden kaçınması gerektiğini ortaya çıkaran bir araştırma daha yapıldı. Bu araştırmada sentetik koku kimyasallarının anne sütüne geçtiği oradan da bebeğe geçtiği bilimsel olarak görüldü. Bebeğinize bu kimyasalları süt yoluyla aktarmanız bebeğiniz için ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Amerika’da anne sütleri üzerine yapılan bu araştırmada, süt örneklerinde sentetik koku kimyasalları(Parfum, Fragrance) kalıntılarına rastlandı. Uzmanlar, sentetik kokuların sadece piyasada satılan deodorantlarda değil, hemen hemen bütün kozmetik ürünlerinde kullanılabileceğine dikkat çekiyorlar. Hatta bazı toksikoloji uzmanları güzel kokan her üründe sentetik kokuların bulunduğunu savunuyorlar. Bu sentetik koku kimyasallarının anne sütüne oradan da bebeğe geçtiği artık ortaya çıktı. Araştırma sonuçlarına göre Amerikalı annelerin sütlerinde Xylene, Ketone, HHCB, HHCB-Lactone ve AHTN adlı koku kimyasalları bulundu. Bu kimyasalların miktarının da Danimarka ve Almanyalı annelerin sütlerinde 10 yıl önce başka bir araştırmada çıkan miktarın beş katı olduğu açıklandı. Bu durum 10 yıl önceye göre kimyasallar tarafından ne kadar daha fazla kuşatıldığımızı, adeta kimyasal saldırıya uğradığımızı gösteriyor. Bilim adamları sentetik kokulu her şeyden kaçınılması gerektiğini ve doğal ürünlerin tercih edilmesini öneriyorlar.

 
Kaynak: Environmental Science and Technology
Hamileler Dikkat: Bebeğiniz İçin Organik Deodorant
Hamilelikte parfüm çocuğu kısır yapabilir! Hamileyken parfüm ya da kokulu krem kullanan kadınların oğullarının kısırlık sorunu yaşama riskinin arttığı belirlendi.
 
Kadınların hamileliklerinde kullandığı parfüm ve kokulu kremlerin erkek çocuklarında kısırlığa neden olabileceğin belirlendi. İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi tarafından fareler üzerinde yapılan araştırmada, hamileliğin 8 ile 12’nci haftaları arasındaki dönemde, çocuğun gelecekteki üretkenlik problemlerinin belirlendiği ortaya çıktı. 
Bazı kozmetik ve ev tekstil ürünleri ile plastiklerde bulunan bazı kimyasal maddelerin, “erkeklik hormonu” olarak da bilinen testosteronun da dahil olduğu “androjen” hormonlarını bloke edebildiği tespit edildi. Androjen hormonları bloke edilen farelerin kısırlık sorunu yaşadığı görüldü.
Araştırma grubunun başkanı Profesör Richard Sharpe, hamilelere seslenerek, “Kozmetiklerde bulunan kimyasallara maruz kalmaktan kaçınmanızı tavsiye ediyoruz. Vücudunuza sürdüğünüz herhangi bir şey gelişmekte olan bebeğinize ulaşabilir” dedi.
 
Kaynak: Milliyet Gazetesi
Alerji, Deodorant ve Güneş
International Hospital ve Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahu Birol “Deodorant sıktıktan sonra güneşe çıkılmaması gerekir” dedi.
 
Birol, “Deodorant sıkıp güneşe çıkınca, içindeki kimyasallar güneşle birleştiğinde vücutta alerjik tepkiler, tahriş, kızarıklık, kaşıntı, yanma ortaya çıkıyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında güneş görebilecek bölgelerde deodorant kullanılmamalı. Çünkü insanlar hangi kimyasal maddelere ne tepki vereceğini bilemeyebilir” diye konuştu.
Kaynak: Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahu Birol
               http://www.stargazete.com

 

Astım ve Alerjiye Karşı Organik Deodorant
Astımlı 83 hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, katılımcıların %79,5’isentetik kokulara karşı hassasiyetinin olduğunu, aşırı kokulu ortamda kaldığında solunumsal problemler yaşadıklarını; %26,5’i bazen bu nedenle kısa etkili b2-mimetik kullandıklarını bildirmiştir.
Buna karşılık astım hastalarının, hastalıklarını ilerleten nedenlerin farkında olmadığı ve günlük hayat alışkanlıklarına dikkat etmediği ortaya çıkmıştır. Çünkü astım hastalarının %68,7’inin her gün düzenli bir şekilde parfüm kullandığı, %85,5’inin çamaşırları parfümlü deterjan ve yumuşatıcılarla yıkadığı, %44,6’sının oda parfümleri kullandığı, %62,7’sinin tuvalet ve banyolarında koku verici aparatların bulunduğu saptanmıştır.
 
Sonuç olarak astımlı hastaların, astımı tetikleyen nonspesifik irritanlar konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıkları ve duyarlı davranmadıkları düşünülmektedir. Suni koku veren maddelerin yaşam alanlarında sürekli bulunmasının astımlı hastaların tedavisine ve sağlığına olumsuz etki yaptığı, hastaların tedavileri planlanırken bu tür maddelerin kullanımı konusunda bilgilendirilmelerinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
 
Kaynak: Koruyucu Hekimlik Bülteni
               http://www.korhek.org/makale.php?mno=57

 

Gebelikte Organik Deodorant Kullanılmalı
Parfümler içeriğinde çok fazla kimyasal madde olduğundan, alerjik deri reaksiyonlarına neden olan kozmetikler arasında birinci sırada yer alır. Eğer deodorant veya parfümlere karşı alerjiniz varsa, bu ürünleri kullandığınızda cildinizde şiddetli alerjik deri reaksiyonları başlayabilir. Hamileliğinizde böyle bir durumla karşılaştığınızda, tedavi amaçlı kullanabileceğiniz ilaçlar, özellikle hamileliğinizin 3. ve 8. haftaları arası fetüs gelişiminiz sırasında sınırlı kalabilir. Bu dönemden sonra kullandığınız ilaçlar ise, bebeğiniz ve hamileliğinizin sağlığı için olumsuz durumlar oluşturabilir. Bu nedenle, hamileliğiniz süresince, mümkün olduğunca doğal maddelerden yapılmış doğal deodorant veya parfümleri tercih etmelisiniz. Özellikle seboreik dermatit, atopik dermatit gibi, zaten var olan endojen (içsel) deri hastalıkları bulunan gebeler, kozmetik ürünlere karşı alerjik reaksiyonlar daha şiddetli olabileceğinden, deodorant ve parfüm gibi kozmetik ürün tercihlerinde daha seçici davranmaları gerekir.
 
Kaynak:  Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Gürgen Ersoy
Cilde En Çok Zarar Veren 10 Etken
Acıbadem Kocaeli Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Arda Eminzade, cilde zarar veren en önemli 10 etkeni şöyle sıraladı:
 
1-Güneşlenme, solaryum: Güneş ışınında ve solaryumda var olan ultraviyole ışınları, cilt hücrelerimizde genetik yapının temel taşları olan DNA moleküllerini olumsuz etkiler. DNA moleküllerinde kalıcı hasarlar oluşturarak ciltteki kırışıklıklara, ciltte iyi huylu bazen de kötü huylu (kanser) oluşumlara sebep olabilir. Ultraviyole ışınlarına maruz kalma süresi ne kadar uzarsa gelişmiş olan hasarlar daha da yoğun olabilir. Çiftçilerde ya da açık havada çalışan kişilerde cilt yaşlanması çok daha belirgindir.
2-Parfüm ve parfümlü kozmetiklerin güneşle teması: Bazı parfüm ve parfümlü kozmetiklerin içlerinde bulunan kimyasal maddeler cilt üzerinde alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Kimi zaman reaksiyonun başlaması için güneş ışınına maruz kalmış olmak da gerekir. Dolayısıyla bu kozmetik ürünler açık alanlarda uygulandığı zaman (yüz ve boyun V bölgesi) güneş temasıyla birlikte alerjik reaksiyona sebep olabilir. Alerjik durum mevcut ise güneşten korunmak veya kullanılan kozmetik ve kozmetik benzeri içerikleri olan diğer ürünlerin kullanılmamasını öneriyoruz.
3-Kuru ve rüzgârlı hava: Bazı kişilerin doğal olarak ciltleri kurudur. Dolayısıyla kuru iklimde bulundukları zaman cilt kuruluğu daha belirgin hale gelir. Kuru ve rüzgârlı hava, ciltlerdeki bazı egzama türlerinin oluşmasına kolaylık sağlar. Kuru ciltli kişilere özellikle soğuk ve rüzgârlı havalarda mutlaka koruyucu olarak nemlendirici krem kullanmalarını tavsiye ediyoruz.
4-Pudra, fondöten ve allık kullanımı: Pudra, fondöten ve allık kullanımının ciltte sivilce oluşumunda doğrudan etkisi vardır. Özellikle terleme ile birlikte sivilce oluşumuna meyilli ciltlerde kapatıcı özelliği olan ürünlerin minimum miktarda kullanılması gerekir.
5- Yoğun dokulu kozmetikler: Yağlı yapısı olan kozmetikler yine aynı mekanizmayla sivilce oluşumuna sebebiyet verebilir.
6-Kireçli, aşırı sıcak veya soğuk su: Cildimizin üst tabakasının işlevi vücudumuzdan su kaybını önlemektir. Aşırı sıcak ya da soğuk suda bu tabaka hasar görebilir. Bu hasar sonucunda da egzama gibi bazı cilt hastalıkları oluşabilir veya artabilir. Bunu önlemek için aşırı sıcak ya da aşırı soğuk sudan kaçınmak gerekir.
7-Sigara ve alkol: Sigarada bulunan nikotin yüzünden deride bulunan kılcal damarların çapı azalır ve cildin beslenmesi olumsuz etkilenir. Ayrıca kan dolaşımındaki oksijen oranı azalır ve cilt hücreleri yeterli beslenemeyerek metabolizması uygun bir şekilde gelişemez. Sigara kullananlarda cilt yaşlanması ve ciltteki kırışıklıklar daha erken yaşlarda başlar. Alkol tüketiminde ise, özellikle yüz bölgesinde kılcal damarlardaki genişleme sonucunda ciltte kızarıklık oluşur ve bazı cilt hastalıklarının (gül hastalığı vb.) artışına sebep olur.
8-Dengesiz, sağlıksız beslenme: Sağlıksız beslenme sonucunda cilt yaşlanması, tırnaklarda kırılmalar ve saç dökülmesi oluşur. Yoğun diyette saç dökülmesine ve tırnaklarda kırılmalara sebebiyet verebilir.
9-Uyku bozukluğu: Sağlıklı ve düzenli uyku cildin daha pürüzsüz, parlak olmasına etki eder. Uyku sırasında çevre faktörlerinden (güneş, rüzgâr vb.) uzak olan cilt, kendini yenilemek için daha iyi bir ortama kavuşur. Cildin yıpranmaması için günlük en az 6 saat uyku tavsiye edilir.
10-Stres: Bazı cilt hastalıkları (yağlı egzama) ciddi bir şekilde kişinin ruhsal ve psikolojik durumundan etkilenerek hastalığın artışına sebep olabilir. Bazı cilt hastalıkları da (uçuk ve zona gibi) stresli ortamda alevlenerek başlayabilir. Ayrıca stres cildin oksijen almasını azaltarak cilt metabolizmasını olumsuz
etkiler.
 
Öksürük Deyip Geçmeyin
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Özkan, soğuk algınlığı sendromuna neden olan virüs ve bakterilerin kış mevsiminde daha yaygın olarak havada bulunduğu için insanların pek çok hastalıklara yakalanabildiğini, bunların önemli bir bölümünün ise öksürük belirtisi ile başlayan hastalıklar olduğunu söyledi.
 
Dr. Hacer Özkan, öksürüğün şekillerini ve anlamlarını anlattı. Özkan, “Bazı hastalıkların habercisi olarak da karşımıza çıkabilen öksürük, uzaması durumunda kişinin performansını düşürür. Ani oluşan öksürükler ise astım krizinin gelişini ifade edebilir. Öksürüğün anlamını, yabancı uyaranlara karşı vücudun geliştirdiği savunma mekanizması olarak değerlendirmek mümkündür. Öksürük vücudun ir çeşit savunma mekanizmasıdır. Solunum yollarındaki salgılama veya yabancı cismin refleks yolu ile atılması nedeni ile oluşur. Normal bir reflekstir. Ancak bazen normal olmayan refleks olarak ta karşımıza çıkabilir. Öksürüğün tipleri vardır. Kronik ve akut öksürük olmak üzere sınıflandırılabilir. Akut öksürükte özellikle çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları, yabancı cisim, sıvı veya katı bir maddenin emilememesi akla gelir. Kronik öksürük ise “3 haftadan uzun süren öksürük” olarak tariflenir. Kronik öksürüklerde astım, kronik bronşit, tüberküloz, sinüzit, reflü, verem ve akciğer kanseri gibi birçok hastalık düşünülmelidir. Bununla birlikte öksürüğü yaş ve kuru olarak sınıflandırabiliriz. Kuru öksürük “beraberinde balgam çıkarılmayan” olarak tariflenir. Yaş öksürük ise “birlikte balgam çıkarılan” olarak tariflenir. Akut öksürüğün sık nedenleri arasında üs solunum yolu enfeksiyonları ve soğuk algınlığı gelmektedir. 3 haftadan fazla öksürük şikayeti olan hastaların mutlaka hekime başvurmaları gerekmektedir. Öksürükle beraber kan tükürmede varsa hastalarda, tüberküloz, bronşit ve akciğer kanseri belirtileri olabileceğinden mutlaka hekime başvurulmalıdır” dedi.
Göğüs hastalıkları uzmanı Uzman Dr. Hacer Özkan, “Unutulmamalıdır ki öksürük bir hastalık değil bir belirtidir. Öksürükten çok öksürüğe neden olan hastalığı tespit edip bunu tedavi etmek gerekir. Öksürüğü kendiniz tedavi etmeye kalkarsanız, eğer altta yatan farklı bir hastalık var ise biz bunun tanısını geciktirmiş oluruz. Dolayısıyla tedavide de gecikmeye yol açmış oluruz. Akciğer kanseri, kronik bronşit ve astım gibi hastalıklarda da gecikmeden meydana gelmektedir” diyerek sözlerine son verdi.
 
Kaynak: Habertürk Sağlık

 

Ömrü uzatan 10 meyve
Okinawa’da insanlar, bol bol meyve yiyorlar. Mümkünse kabuklarıyla birlikte tüketilen meyveler, vücut sağlığının en önemli yapı taşları olan vitamin, mineral, lif içeriyor. Fransız gazeteciler Anne Dufour ve Laurence Wittner, ‘Okinawa Rejimi’ adlı kitapta Okinawalı asırlıkların her gün 2-4 porsiyon meyve yediğini söylüyor: “Bir porsiyon meyve, bir elma ya da iki kirazdır. Birinden ya da diğerinden birer kilo demek değildir. Peki bir porsiyon meyve ne kadardır? Okinawa’da bir meyve (elma, armut, portakal) veya iki küçük meyve (çilek, erik) ya da 100 gram kızıl meyve, 100 gram üzüm, bir dilim ananas veya bir dilim karpuz da bir porsiyondur.
 
PORTAKAL
Okinawa’da en fazla tüketilen meyveler arasındadır. Portakalı C vitamini ile dolu olmasından bilirsiniz ama hepsi bu değil. Bütün turunçgiller gibi yeterli oranda kalsiyum taşır ve aynı zamanda anti-kolesterol lifler taşır. Ve unutmayın, meyve en iyi tatlıdır.
 
ANANAS
Egzotik meyvelerin başında gelir. Düşük kalori yoğunluğuyla ilgi çeker. Sindirim proteinlerini üreten, özellikle balık ve ette bulunan ‘bromelain’ adında bir enzim içerir. Bu enzim kan pıhtılaşmasını dengeler ve kalbi korur. Bundan başka midede kanserojen maddelerin birleşmesine engel olan enzimleri içerir ve mideyi korur.
 
AVOKADO
Kalori yoğunluğu çok yüksektir fakat günlük mönüde yer alacak iyi bir adaydır. Çünkü, yağları çok yararlıdır (zeytinyağı kadar iyidir) ve diğer yandan kalp için iyi bir kozdur. Örneğin, lifleri, E vitamini anti-kolesteroldür ve çok iyi bir antioksidandır.
 
ELMA
Kolesterolü ve tansiyonu düşürür. Düzenli olarak belli oranda tüketmek anti-aging etkinlik sağlar, kandaki şeker oranını düzenler ve diyabetin hızlandırdığı erken yaşlanmayı engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirir, her gün yemek çok iyidir. Eklem ve romatizma ağrılarını keser. Kabızlığı engeller ve ishali keser.
 
ERİK
Okinawa’da, genellikle salamurası yapılır ve macun kıvamında kullanılır. Sade bir şekilde pirinç ya da çaya eşlik eder. C vitamini konusunda alçakgönüllüdür ama kan damarlarını güçlendiren, etkililiğini artıran ilgi çekici unsurlarca zengindir. İdrar sökücüdür, bağırsakları yumuşatıcı etkisi vardır. Mineralden zengindir ve iyi bir anti-aging kaynağıdır.
 
KARPUZ
Serinletici etkisi dışında, su içeriğiyle rekor kırar, ama diğer nitelikleriyle de bilimsel olarak ilgi çeker. Yüksek oranda keratin içerir, lif olarak zengindir ve anti-aging’dir. Diğer meyve ve sebzeler gibi sayısız kanser ve kardiyolojik hastalıklardan korunmada etkilidir.
 
GOYA
Acı karpuz, goo-fo olarak da adlandırılır. Bizdeki sakız kabağına benzer. Kalori yoğunluğu düşük, vitamin ve lifler açısından zengin olduğu için çok sık tüketilir. Yemeklerin şeker verimlerini yavaşlatır ve kandaki şeker oranını düşürür. Acılığı sindirim sistemini yatış-tırmaya yardımcı olur, özellikle de karaciğeri. Sağlık ve güzellik için mükemmeldir
 
JAPON ARMUDU
Bir nevi elmadır ama ağızda armut etkisi yapar. Japon armudu, bizim   armudumuza çok yakındır, yararları ve taşıdığı besin değerleri açısından da. Bileşimi çok dengelidir, nitelik ve makul bir mineral yelpazesine sahiptir, kalori olarak kusursuzdur.
 
KİRAZ
Kiraz zamanı, Okinawa’da en güzel mevsimdir. Kiraz, pigment olarak güçlü koruyucuları sayesinde kılcal kan damarlarını korur. Vücudun diğer bölümlerine dağılan (ayaklar, eller, gözler) flavonoid’ler olarak adlandırılan bu pigmentler, kan dolaşımını destekler ve organların düzenlenmesini sağlar. Bu, yaşlılıkla savaşmada önemlidir.
 
LİMON
Bütün turunçgiller gibi limon da sağlığa olan çok büyük katkılarıyla tanınır. Vitaminler ve flavonoidlerle kan damarlarını güçlendirir. Kan dolaşımı yoluyla organlarımıza, hücrelerimize tıpkı benzin gibi güç verir ve vücudun yaşamsal vitamin materyallerini sağlar. Üstelik kanserden korunmada da önemli bir yeri vardır. Bütün yemeklerimize biraz limon suyu katarak onun faydalarından yararlanabiliriz, çünkü limon kandaki şeker oranını ve aynı zamanda kan basıncını düşürür.
 
Kaynak: Habertürk